Wednesday, June 17, 2009
Şimdiye kadar nasıl yaşadıysan gene öyle yaşayacasın sanırsın. Sonra beklenmdedik bir anda biri çıkar gelir. Etrafındaki kimseye benzemez. Kendini bu yeni insanın aynasında görmeye başlarsın. Var olanı değil, sende eksik olanı gösteren sihirli bir aynadır ve sen bunca zaman aslında hep bir eksiklik duygusuyla yaşadığını bilmediğin bir şeye hasretlik çektiğini anlarsın. Şamar gibi iner hakikat suratına...
Wednesday, June 17, 2009
Her şey bir diğerinin türevi. Bir göndermeye yapılan bir göndermeye yapılan gönderme.
Wednesday, June 17, 2009
Hepimiz aynı televizyon programlarıyla büyüdük. Sanki hepimize aynı suni hafıza taklımış...Hepimizin belli başlı hedefleri aynı. Hepimizin korkuları aynı. Gelecek parlak değil...Çok yakında aynı anda aynı şeyleri düşünmeye başlayacağız Mükemmel bir uyum içinde olacağız. Senkronize. Birleşmiş. Eşit. Kati. Karıncalr gibi. Böcekler gibi. Koyunlar gibi.
Thursday, May 28, 2009
Nüzhet bana yalan söyledi Dünyanın hiç bir Nüzhet'i yalan söylememelidir.
Thursday, May 28, 2009
Öyle bir yaşta idim ve öyle bir mizaçta idim ve çocukluğumda o kadar az oyun oynamıştım ve aldatmasını o kadar az öğrenmiştim ki, yalan bana suçların en ağırı gibi geliyordu; ve bir yalan söylendiği zaman insanların değil, eşyanın bile buna nasıl tahammül ettiğine şaşıyordum. Yalana her şey isyan etmelidir. Eşya bile: Damalardan kiremitler uçmalıdır, ağaçlar köklerinden sökülüp havada br saniye içinde toz duman olmalıdır, camlar kırılmalıdır, hattâ yıldızlar düşüp gökyüzünde bin parçaya ayrılmalıdır filân... Zavallı mürâhik...
Wednesday, May 13, 2009
Özgürlük, güç merkezleri tarafından sunulan şıklardan birini özgürce seçmekle sınırlı.
Sunday, May 10, 2009
Bir teklif ve bir kabul... Kısa münakaşasız ve hesapsız! Bundan daha güzel bir ayrılık olamazdı...
Sunday, May 10, 2009
Yaşamak, tabiatın en küçük kımıldanışlarını sezerek, hayatın sarsılmaz bir mantık ile akıp gidişini seyrederek yaşamak; herkesten daha çok, daha kuvvetli yaşadığını, bir ana bir ömür kadar çok hayat doldurduğunu bilerek yaşamak... Ve bilhassa bütün bunları anlatacak bir insanın mevcut olduğunu düşünerek, onu bekleyerek yaşamak...
Monday, May 04, 2009
"Eğer bu maddeler biraz şurada, biraz burada birbirlerine tutunmaya başlamasalarmış, hiçbir şey olacağı yokmuş. Madde biçim almaya başlamış. Önce sadece toprak öbekleri ve parçaları. Sonra taşlar. Sonra taşlar kıvılcım çakıncaya kadar birbirlerine sürtünmüşler ya da su olup akıncaya kadar birbirlerini eritmişler. Ateş ile su karşılaşmış ve buhar olmuş, sis olmuş, pus olmuş, hava olmuş - Ruh bu havayı soluyabiliyormuş. Bunun üzerine Ruh bir araya gelmiş, nefes almış ve konuşmuş. Her şeyin var olmasını söylemiş. Toprağa, ateşe, suya, havaya şarkı söylemiş, şarkısıyla yaratıklara varlık vermiş. Bütün dağlara, nehirlere şekil vermiş, ağaçlara, hayvanlara ve insanlara şekil vermiş. Sadece kendisi bir şekle bürünmemiş, kendine bir isim vermemiş ki her yerde olabilsin, her şeyin içinde, her şeyin arasında olabilsin, her ilişkide, her yönde bulunabilsin. Sonunda her şey bozulduğunda ve Kaos geri geldiğinde Ruh, başta da olduğu gibi o zaman da Kaos içinde olabilecekmiş."
Thursday, April 30, 2009
Bu yaşıma kadar mevcudiyetinden bile haberim olmayan bir insanın vücudu birdenbire benim için nasıl bir ihtiyaç olabilirdi? Fakat hep böyle değil midir? Birçok şeylere ihtiyacımızı ancak onları görüp tanıdıktan sonra keşfetmez miyiz?
"alıntıdır hakkında Üyelik formu içi tıklayın Alıntı eklemek için tıklayın Üye olarak alıntılara yorum yapabilirsiniz.