Hakan GÜNDAY

Hakan Günday 29 mayıs 1976'da Yunanistan'ın Rodos Adası'nda doğdu. İlköğrenimini Brüksel’de tamamladı. Ankara Tevfik Fikret Lisesi’ni bitirdikten sonra Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransızca Mütercim Tercümanlık Bölümü’nde üniversite eğitimine başladı.

Bir yıl sonra Universite Libre de Bruxelles’in Siyasal Bilimler bölümüne geçti. Öğrenimine Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde devam etti. İlk romanı Kinyas ve Kayra’yla (2000) edebiyat çevrelerinin ilgiyle izlediği ve kendi okur kitlesini yaratan bir yazar olan Günday’ın eserleri, Doğan Kitap tarafından yayımlanan şu eserleri yayımlandı: Zargana (2002), Kinyas ve Kayra (2003), Piç (2003), Malafa (2005), Azil (2007), Ziyan (2009), Az (2011).

Yazarın alıntı yapılan kitapları:

Yazardan yapılmış alıntılar:
21 Aralık 2013 Cumartesi

Hava kararmıştı. Göz göre göre ama kimseye görünmeden. Hem aniden hem de yıllar içinde yaşlanan bir insan gibi.

21 Aralık 2013 Cumartesi

"Kendimden nefret ediyorum ve ölmek istiyorum" cümlesinin aksine "Ölümden nefret ediyorum ve kendimi istiyorum"

21 Kasım 2013 Perşembe

İnsan kendi hayatının içinde kaybolmuşken nadiren dikkat eder sabah kahvaltısında kaç dilim ekmek yediğine.

Hakan GÜNDAY,  Zargana(Sf.43) 
25 Ekim 2013 Cuma

Sadece bir saniye için hayatın da mesaisi olması gerektiğini düşündü Zargana. Yani yaşanacak zamanın tercih edilmesi gerektiğini. Gece ya da gündüz. İkisini birlikte yaşadığı için mutsuzdu insan. Kaldıramıyordu aynı hayatın içinde hem geceyi hem gündüzü. Onun için uyku vardı belki de. Ve onun için bu kadar mutsuzdu belki de uyuyamayan insanlar.

Hakan GÜNDAY,  Zargana(Sf.187) 
06 Ekim 2013 Pazar

Her şey, ölülerin başını beklemekten iyidir, diye düşünmüştü. Sonra da köyüne dönmüş ve yaşlı annesiyle kucaklaşmıştı. "Ne yaptın oğlum bunca yıl?" diye sormuştu kadın. O da "Hiç" demişti "Durdum öyle."
"Peki, şimdi ne yapacaksın?"
"Yoruldum durmaktan, bir şeyler yapacağız işte."
"İyi de ne?"
"Daha yeni geldim be ana, pişman etme adamı!"
Yasin hiç bir şey yapmayacak ve durmaya devam edecekti. Ölene kadar. Sonra da yok olup gidecekti. Hiç gelmemiş gibi. Dünya üzerindeki insanlardan farklı olarak. Çünkü bütün insanlar bir şeyler yapmış, yapıyor ve yapacaktı. Hatta öldükten sonra bile. Bazıları cennete gidecek, bazıları doğaya karışacak, bazıları da yeniden doğacaktı. Kimse Yasin kadar yok olup gitmeyi göze alamıyordu. Kimse, bir iz bırakmadan kaybolmaya cesaret edemiyordu. Dünyadan gelip geçtiklerine birilerinin tanıklık etmesi şarttı. Varlıklarını süslemek için Yasin hariç, herkesin, içine gömüldüğü bir piramidi vardı. Ama Yasin fazla ölü görmüştü. Hayatı boyunca bir savaş alanında yaşamış gibi. Dünya üzerinde hayatta kalan en son insan kadar ölü görmüştü. Belki de bu yüzden yok olup gitmekten korkmuyordu. Var olmaktan yeterince korktuğu için.

Hakan GÜNDAY,  Az(Sf.261) 
01 Eylül 2013 Pazar

Su temizledikçe kan lekelerini, kanın kaynağı belli oluyordu. İnce bacaklarının arasından sıçramıştı her yerine. Bir şeyler parçalanmıştı o bacakların arasında. Bir şeyler yırtılmıştı. Bir şeyler ölmüştü. Su temizledikçe kan lekelerini, mor dövmeler kalıyordu geriye. Derdâ'nın her çıplak yerinde. Bir şeyler doğmuştu. Mor gözler. Sırtında bile gözü vardı artık. Derdâ'nın. Şimdilik görmese de vardı. Belki de mor gözün açılması için gereken tek şey, biraz zamandı.

Hakan GÜNDAY,  Az(Sf.61) 
01 Eylül 2013 Pazar

Derdâ, kısa araba geçmişinde en sevdiği yer olduğuna kara verdiği cam kenarında oturuyordu. Manzaradan değildi cam kenarını sevmesi. Yanında bir insan az olması demekti. Öğreniyordu Derdâ. Ne kadar az, o kadar iyi!

Hakan GÜNDAY,  Az(Sf.57) 
01 Eylül 2013 Pazar

Bin "Sikeyim!" bitti ve Derdâ başını kaldırıp üzerindeki düğmelere baktı. Dikkatini lamba çekti. Daire biçimindeki lambanın içindeki bir leke. Daha dikkatli baktı. Leke, bir sinekti. Hâlâ hayatta ve her nasılsa fanusun içine girip sıkışmış olan bir sinek. Daracık akvaryumunun duvarlarına çarpa çarpa uçmaya çalışan bir sinek. Derdâ acımadı. Hem de hiç. Lambayı yaktı.

Hakan GÜNDAY,  Az(Sf.56) 
01 Eylül 2013 Pazar

Birkaç dakika boyunca Yatırcalı kızı ve öğretmeni Yeşim'i düşündü. Gözünün önünde dolaştılar. Biri ağladı, diğeri konuştu. Sonra yavaş yavaş silindi yüzleri. Nazenin'den öğrenmişti. Tam da onun gibi söyledi. İçinden. Tek nefeste: "Sikeyim!" Hoşuna gitti. Tekrarladı. "Sikeyim, sikeyim, sikeyim!" Gözle seçilemeyecek incelikte bir gülümsemeye kavuştu yüzü. Nasıl olsa kimse duymuyordu. İnsanlar, diye düşündü. Ne görüyorlar ne de duyuyorlar. Bin kere, dedi, söyleyeceğim. Hepsi için, "Sikeyim, sikeyim, sikeyim, sikeyim, sikeyim, sikeyim, sikeyim, sikeyim, sikeyim, sikeyim..." Hatta bir ara, oynamak için insanların sağır kulaklarıyla , bir kaç tanesini düşünmekle yetinmeyip fısıldadı. Kim'le biten kuyruklarını, ağızının içinden biraz da olsa dışarı çıkarıp söyledi. Yanında oturan Ubeydullah, dudakları hızla hareket eden kızın uçak korkusundan dua ettiğini ya da Ebcet'in "Beş yaşındaydı gönderdiğimizde" dediği Kuran kursundan kalma bir sureyi okuduğunu düşünüp memnun oldu.

Hakan GÜNDAY,  Az(Sf.55) 
01 Eylül 2013 Pazar

Kadınlar salona sığabilmek için birbirlerine yanaşıp yerde oturuyorlardı. Derdâ, geniş sarı koltukla duvarın arasını tercih ediyordu. Bu yüzden sohbete bir kaç dakika erken inip orayı kapmaya çalışıyordu. Çünkü Derdâ gizlenmeye çalışıyordu. Çünkü Derdâ normalde beli lastikli tek parçalı tercih etse de, iki yıldır sohbete inerken iki parçalı çarşafıyla örtünüyor ve kimseye belli etmeden sol elini şalvarına, orta parmağını da kendine sokuyordu. Hemen yanındaki kadınlar göz yaşları içinde Vezir'i dinleyip histeri nöbetleri geçirirken, Derdâ da üç saa içinde en az üç kez kasılıp yüksek sesle inliyordu. Böylece kendisi kalabalığa, sesi de uğultuya karışıyordı. Parmağını içinin duvarlarında bir kanca gibi sürterken, yüzleri olmayan onlarca erkek tarafından kuşatıldığını ve her biri tarafından sırayla sikildiğini hayal ediyordu. Zevk merdiveninin son basamağı olan hayaliyse kurmakta acele etmiyordu. Bu hayalde Bezir, bir mucize eseri donuyor, karısının kasılmaktan buruşmuş yüzünü kudurmaktan çıldırmış halde izlemek zorunda kalıyordu. Bezir'in müdahale edemeyişinin nedeni, her sohbette değişiyordu. Bazen felc geçiriyor, bazen elleri ve ayakları bağlanmış oluyor, bazen de üç kişi tarafından zorla tutuluyordu.

Hakan GÜNDAY,  Az(Sf.63) 
01 Eylül 2013 Pazar

Notalar yavaşladı ve göz kapakları birbirlerine kalktı. İkisi de uzanıp kadehlerini aldı ve gözlerini aşklarından ayırmadan yudumlarını çektiler.Bir nefes gibi.Bir nefes zehir...

Hakan GÜNDAY,  Az(Sf.354) 
29 Ağustos 2013 Perşembe

"Aynı gün içerisinde bir ölüm ve bir intihar teşebbüsüne ev sahipliği etmiş olan okul, kamuflajlı misafirlerini ağırlıyordu. Jandarma erleri çocuklar ile şakalaşıyor ama çocuklar gülmüyordu. Yüz başı okul müdürünü dinliyormuş gibi yapıyor ama duymuyordu. Nezih iki parmağıyla şakalarını ovuyor ama başı ağrımıyordu. Derdâ ağzındaki lokmayı çiğniyor ama yutmuyordu. Revirin tek sedyesinde yatan Yeşim'se ölmek istiyor ama yaşıyordu."

Hakan GÜNDAY,  Az(Sf.22) 
23 Ağustos 2013 Cuma

"Ne diyordum?"
"Tanrı'nın evreni yaratmaya çalışırken havaya uçtuğunu söylüyordun."
"Evet. Evren bir deneydi. Tanrı'nın bir deneyi. Ancak her şey yolunda gitmedi. Tanrı patladı ve parçaları her yere yayıldı. Buna Big Bang adı verildi. Bizim yapmamız gereken, her şeyi birleştirmek. Her şeyi ve kendimizi bir araya getirmek. O zaman Tanrı yeniden tek parça olacak. Şimdiki zayıflığımız bundan kaynaklanıyor. İyiliğin ne olduğunu biliyoruz ama iyi olamıyoruz. Çünkü içimizde Tanrı'nın sadece küçük bir parçasını taşıyoruz. İyilik ve kötülük çelişkisi buradan geliyor. Gücümüzün asla yetemeyeceği hayallerimiz var: erdem, yüksek değerler, sonsuz kardeşlik, insanlık barışı gibi. Ama birleşmediğimiz sürece ne yazık ki hiçbiri gerçekleşmeyecek."

Hakan GÜNDAY,  Malafa(Sf.159) 
21 Ağustos 2013 Çarşamba

Türkiye caza benzer. Bir sonraki notanın ne olduğunu tahmin edemezsiniz. Ve bu yüzden dinlemeye devam edersiniz.

Hakan GÜNDAY,  Malafa(Sf.148) 
17 Ağustos 2013 Cumartesi

Akıl sadece Tanrı, beyinse bir çocuk tarafından korunabilir. Insanı koruyan ölümdür. Niye hayal organıyla yaşadığı sürece kendine zarar verecek olan insanı sonsuz acıdan kurtaran ölüm, doğumdan üstündür.

Hakan GÜNDAY,  Malafa(Sf.121) 
17 Ağustos 2013 Cumartesi

Yoktan var etmek bir düşünce, yoktan var ettiğini düşünmek hayaldir. İnsan düşünmez, düşündüğünü hayal eder.

Hakan GÜNDAY,  Malafa(Sf.121) 
14 Ağustos 2013 Çarşamba

Tezgâhtarlar bin bir tezgâhla Avrupa Birliği'nin kurucu üye ülkelerinin vatandaşlarından tane tane yumoş indirirken. Türk hükümetleri milyonlarca yumoşluk savaş uçaklarını tek tezgâhta satın alır.

Hakan GÜNDAY,  Malafa(Sf.102) 
14 Ağustos 2013 Çarşamba

Hayal kırıklığı, varoluş uykusuzluğu ya da sadece merak kurbanı olan insan, yeryüzündeki benzerlerinin tamamını öldürüp Tanrı'yla yalnız kalmak isteyebilir. Eğer oralarda bir yerdeyse, Tanrı'yla konuşmak için en yüksek dağın zirvesine çıkıp "Neden?" diye sorabilir. "Artık yalnızız. Ne mucizelerinden korkacak yığınlar var, ne de cennet ve cehennemine yollayabileceğin iki ayaklı hesap makineleri. Sadece sen ve ben. Anlat şimdi. Neden?" Düşünce, insanın ölümsüz olan tek organıdır.

Hakan GÜNDAY,  Malafa(Sf.105) 
14 Ağustos 2013 Çarşamba

Takım elbiseli hastabakıcılara tezgâhtar denir.

Hakan GÜNDAY,  Malafa(Sf.112) 
14 Ağustos 2013 Çarşamba

Çocuk mahkemesi Mustafa'yı bir yuvaya yerleştirene kadar üvey babası çocuk dövme şampiyonu oldu. Aldığı ödül, ölüm oldu.

Hakan GÜNDAY,  Malafa(Sf.110) 
08 Haziran 2013 Cumartesi

"Omnes vulnerant ultima necat.."
Hepsi yaralar, sonuncusu öldürür..

08 Haziran 2013 Cumartesi

Diyebilirsin ki,
bir insanı, fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin?
Haklısın.. Belki de çok az..
O zaman şöyle demeliyim: Seni az tanıyorum.. AZ..
Sen de fark ettin mi?
Az dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z..
Sadece iki harf..
Ama aralarında koca bir alfabe var..
O alfabeyle yazılmış on binlerce kelime ve yüz binlerce cümle var..
Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında..
Biri başlangıç, diğeri son..
Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar..
Yan yana gelip de birlikte okunmak için..
Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler..
Senin ve benim gibi..

Hakan GÜNDAY,  Az(Sf.349) 
08 Haziran 2013 Cumartesi

İçinde mermi adına taşıdığı düşünceler herhangi bir silahın şarjörüne sığmayacak kadar kalabalıktı..

Hakan GÜNDAY,  Zargana(Sf.151) 
08 Haziran 2013 Cumartesi

Yıllar sonra tekrar birlikteyiz..
Hepinizi tanıyorum.. Hepiniz tanıdıksınız..
Yüzleriniz, kıyafetleriniz, kızgınlığınız, hayal kırıklığınız..
Hepsini hatırlıyorum..
Belki sizlerle savaşmadım..
Belki hiçbirinizin omzuna dokunmadım, ama bunun bir önemi yok..
Çünkü bizle aynı Hak edilen payların alındığı yer burasıdır. Tabii yapılan taksim bazen adaletli olmayabilir. Ama zaten meydanın adı sadece Taksim'dir. Adil Taksim Meydanı değil. ve rüyalarımız da aynı..

Hakan GÜNDAY,  Zargana(Sf.109) 
08 Haziran 2013 Cumartesi

Ben, diyordu insan değilim..
Çünkü üşüyorum..
Sizler üzerinize hatıralarınız, aileleriniz, dostlarınız, mesleklerinizle örterken ben üşüyorum..
Çünkü bunların hiçbirine sahip değilim..
Ve olmak da istemiyorum..

Hakan GÜNDAY,  Zargana(Sf.92) 
08 Haziran 2013 Cumartesi

Batı hafiflemek,
Doğu ağırlaşmak için kaldırır kadehini..

Hakan GÜNDAY,  Zargana(Sf.81) 
08 Haziran 2013 Cumartesi

Yer çekiminden daha güçlü değildi iradesi..
Önce küçük, sonra daha büyük bir damla göz bebeğinin altından aktı..

Hakan GÜNDAY,  Zargana(Sf.57) 
24 Mayıs 2013 Cuma

Bir insan ya gitmek ister ya da kalmak..
Gidenler üzüntüyü çarşaf yapıp üzerine yatar ve o çarşafın üzerinde bin bir zevk içinde hayatla sevişir..
Kalanlarsa vasat hayatlarını, bir ürünün taban ve tavan fiyatlarına benzeyen taban ve tavan duygular içinde yaşayarak yerleşik düzenin sokak lambaları haline gelir..

Hakan GÜNDAY,  Zargana(Sf.53) 
24 Mayıs 2013 Cuma

Anarşist yazarların okunması gerekmez yaşanan yerden kaçma fikrinin ortaya çıkması için..

Hakan GÜNDAY,  Zargana(Sf.53) 
24 Mayıs 2013 Cuma

Dünya üzerinde iki tür insan vardır:
Trafikte sarı ışığı gördüğünde frene dokunanlar ve aynı sarı ışık karşısında gazı kökleyenler..

Hakan GÜNDAY,  Zargana(Sf.17) 
24 Mayıs 2013 Cuma

İnsanları anlamak zor değil..
Hepsinin de doğum izleri gibi karakter izleri var sağlarında sollarında..
Biraz dikkatli bakmak yeterli..
Haritalara benzerler..
Ölçeklerinin nerede yazıldığını bulana kadar korurlar esrarlarını..

Hakan GÜNDAY,  Zargana(Sf.13) 
24 Mayıs 2013 Cuma

Hayat, cinsel ilişkiyle bulaşan ölümcül bir hastalıktır..

Hakan GÜNDAY,  Zargana(Sf.10) 
21 Mayıs 2013 Salı

Duruyorum.. Zamanla birlikte.. Nöbetteyiz..
İkimiz de..

Hakan GÜNDAY,  Ziyan(Sf.267) 
20 Mayıs 2013 Pazartesi

Düz bir çizgiden çok, bir küreydi zaman..
Mükemmel bir küre..
Geçmiş, yeterince derine gömülürse gelecekten çıkıyordu..

Hakan GÜNDAY,  Ziyan(Sf.232) 
20 Mayıs 2013 Pazartesi

Seni dünyadan nefret ettiğim kadar seviyorum..
Aramızda kaç meridyen var, bilmiyorum, ama bana tutun, geliyorum..

Hakan GÜNDAY,  Ziyan(Sf.228) 
12 Mayıs 2013 Pazar

Milyarda bir ihtimal.. Milyarda bir..
Ben altı milyarda birdim..
Milyarda bire inanabilirdim..

Hakan GÜNDAY,  Ziyan(Sf.97) 
12 Mayıs 2013 Pazar

Son kelimem, "Yoruldum" olabilirdi..
Gözlerimi bile kaldıracak gücüm kalmamıştı..

Hakan GÜNDAY,  Ziyan(Sf.92) 
12 Mayıs 2013 Pazar

Ona kızgın değildim..
Ne de olsa başka bir yerdeydik..
Başka şartlar altında..
Ya da o üstünde kalmış, ben şartların altına düşmüştüm..

Hakan GÜNDAY,  Ziyan(Sf.85) 
12 Mayıs 2013 Pazar

Madem insanın hayvandan farkı alet kullanabilmesiydi..
İnsanın ilk kullandığı alet de başka bir insandı..

Hakan GÜNDAY,  Ziyan(Sf.50) 
04 Mayıs 2013 Cumartesi

Düşünceler mükemmel, ancak davranışlar kusurludur..
Bir insanı sevdiğini düşünmek, ona bunu söylemek ve ardından sarılmakla anlatılamayacak kadar mükemmeldir..

Hakan GÜNDAY,  Azil(Sf.31) 
04 Mayıs 2013 Cumartesi

Her şeyi düşünebilir, her şeyi hayal edebilir, ancak sadece seçtiklerini gerçekleştirebilirsin..
Düşünce şeytandan, davranış Tanrı'dandır..
Hangi düşüncenin davranışa dönüşeceğine karar verense insandır..

Hakan GÜNDAY,  Azil(Sf.24) 
04 Mayıs 2013 Cumartesi

Aynı yüzdeki iki gözün arasında bile bakış açısı farkı vardı..

Hakan GÜNDAY,  Azil(Sf.16) 
04 Mayıs 2013 Cumartesi

Benimle savaşma..
Çünkü kazanırsan, kaybedersin..

Hakan GÜNDAY,  Azil(Sf.14) 
28 Nisan 2013 Pazar

Bu cümle, yazmayı öğrendiğimin kanıtıdır..
Bu cümleyse, okumaya devam ettiğinin kanıtı..
Birlikte, iki kanıtı olan bir suç işleyeceğiz..

Hakan GÜNDAY,  Azil(Sf.13) 
27 Nisan 2013 Cumartesi

Hepimizin de gideceği yerler var ama zaten biz o yerlerden geliyoruz..
Dolayısıyla geldiğimiz yerle gideceğimiz yer arasında sıkıştık..

Hakan GÜNDAY,  Piç(Sf.146) 
27 Nisan 2013 Cumartesi

Her meziyetin bir eziyeti vardır..

Hakan GÜNDAY,  Malafa(Sf.106) 
27 Nisan 2013 Cumartesi

Düşünce, insanın ölümsüz olan tek organıdır..

Hakan GÜNDAY,  Malafa(Sf.105) 
27 Nisan 2013 Cumartesi

Hayal gerçeğe katlanmak için gereklidir..
Temel gıda, giyinme ve barınma gibi bedene yönelik harcamalar eti, hayaller ruhu doyurur..

Hakan GÜNDAY,  Malafa(Sf.71) 
27 Nisan 2013 Cumartesi

İnsanın en zor dayanabildiği çalışma koşulu olan tekrar, sağlıklı bir aklın ani ölümüne neden olur..

Hakan GÜNDAY,  Malafa(Sf.69) 
27 Nisan 2013 Cumartesi

Kelimeler taş,ağızlar sapan olduğunda sakin olmak şarttı..

Hakan GÜNDAY,  Malafa(Sf.22) 
27 Nisan 2013 Cumartesi

Kelimeler taş ağızlar sapan olduğunda sakin olmak şarttı..

Hakan GÜNDAY,  Malafa(Sf.22) 
19 Şubat 2013 Salı

'Neden' sorusu piçliği yok eder. 'Çünkü' ile başlayan cümleler sadece istenildiğinde kurulmalıdır. Aksi takdirde piçlerin diğer insanlardan farkı kalmaz. Oysa piçler diğer insanların aklına gelmeyen her şeydir.

Hakan GÜNDAY,  Piç(Sf.211) 
18 Şubat 2013 Pazartesi

"Çünkü sıfırdan hayatlarını yaratmış insanların hikayeleri kadar hayatlarından bir sıfır yaratmış olanlarınki de gösterişlidir."

Hakan GÜNDAY,  Piç(Sf.124) 
18 Şubat 2013 Pazartesi

Dünya üzerindeki yaşıtlarının yarısı gibi "Tanrı var mı, yok mu?" sorusunu hiçbir zaman sormamış olan piçler,Tanrı'nın var olduğunu bilir ancak ona inanmaz ve kulları olmayı reddederler. Tanrıtanımazların aksine Tanrı'yı bilir ama tanımazlar. Tanrı'nın yarattıklarını hatalı bulurlar. Tanrı'nın çalışma tarzını beğenmezler.

Hakan GÜNDAY,  Piç(Sf.156) 
03 Şubat 2013 Pazar

...hapsolmuşuz görünmeyen duvarlı hücrelere .

29 Kasım 2012 Perşembe

"Sevgi, tırmananları birbirine bağlayan bir halattı. Biri düşerse diğerlerinin hayatta kalması için halatın kesilmesi gerekiyordu. Ancak sevgi, kesilemeyecek kadar kalın bir halattı ve sonunda herkes düşerdi. Aptallar sevdikleriyle düşer, kötüler sevdiklerini aşağı çeker."

Hakan GÜNDAY,  Azil(Sf.19) 
29 Kasım 2012 Perşembe

"Çünkü duygular, insanın yalnızlığını reddedişiyle başlayan kurgunun sözlüğünde yer alırlar."

Hakan GÜNDAY,  Azil(Sf.94) 
23 Kasım 2012 Cuma

"Herkesin öyle bir hikayesi yok muydu? Başlayıp da bitiremediği. Çünkü kimsenin dinlemediği. İçine atmak diye bir şey varken, anlatmaya ne gerek vardı?"

02 Kasım 2012 Cuma

Her şey sıfırın altında başlar. Kar maskeleri geçirildikçe başların etrafına, gerçek yüzler ortaya çıkar. İnsan, saklanınca kendisi olur.Kalın kumaşlara gömülünce çıplak kalır. Her şey sıfırın altında biter. Hayaller de, gerçekler kadar buz tozuna dönüşünce.

Hakan GÜNDAY,  Ziyan(Sf.249) 
01 Kasım 2012 Perşembe

Doğalı çok olmadığı için ölümü aklına getirmeyen bir çocuğa benziyordu insanlık.

01 Kasım 2012 Perşembe

Hiçbir şey sonsuz değildir. Özellikle de zaman...

03 Eylül 2012 Pazartesi

İnsan doğar. On-on beş yıl sonra dünyanın nasıl bir tezgah olduğunu ve doğumla ölüm arasına nasıl hapsedildiğini fark eder. Bu aslında bir histir, bilgi değil. Ve ilk tepkisini verir. Avazı çıktığı kadar bağırarak. Bu çığlık, bir kalabalığın içinde cüzdanını çaldırdığını fark eden kişinin çaresiz haykırışına benzer. Önce, aşağılayan ve umursamaz bakışlar atan kalabalık, sonra da aşırı gürültüye dayanamayıp, içlerinden birini, bağırıp çağıranla konuşmaya gönderir. O da gidip: "biz de çaldırdık cüzdanı, ne var? Senin gibi kıçımızı yırtıyor muyuz?" der. Böylesi bilimsel bir müdahale için, genelde diplomalı olanlar tercih edilir. Kalabalığın kayıtsızlığı karşısında yavaş yavaş sesi kesilen yaygaracı, gerçeği kabullenir ve çevresini insanlarla doldurur. Buna, büyüme denir. Yetişkin olma. Tam olarak yetişkin uysallığı. Yapay bir haldir. Tasarlanmıştır. İşlevselliği üzerine hesaplar yapılıp öyle biçimlendirilmiştir. Yetişkin uysallığının temeli, toplumun varlığının sürdürülebilmesi için toplumdaki her bireyin bir boka yaraması gerektiği inancında yatar. Ve en önemlisi, yetişkin uysallığı, tamamen ölçüsüz bir dünyada milimetrik biçimde ölçülüdür. Yaş ağacın eğilip kendi köküne oral seks yapmasından ibarettir. Oysa on dört yaşındaki bir çocuğun, ergen öfkesi olarak nitelenerek küçük görülen aşırı davranışları, doğal olandır. Gözlerindeki doğum çapakları dökülmüş ve dünya üzerinde dönen bütün dolapların sırtına yüklenmiş olduğunu anlamıştır. Kendini odasına kilitleyip dışarıyı dışarıya hapsetmeye çalışır. Ya da bütün kapıları ve duvarları avazı çıktığı kadar bağırarak yıkmaya. Tepkileri insanın ateş saçan bir ejderhayla karşılaşınca vereceği türdendir. Dolayısıyla bu tepkinin, hayatta kalındığı sürece, yani ejderha yok olup gitmediği sürece devam etmesi gerekir. Ancak tabii ki, böylesi bir hayat boyu ergenler güruhu toplum yapısını sikip atacağından, yetişkin uysallığına geçiş, insanlığın bir gereği olarak algılanır. Toplumsal bir farz. Ama bazılarının kafası kalındır ve onlar son nefeslerine kadar bağırmaya devam eder. Çünkü hayat aşırı bir süreçtir. Çünkü dünya aşırı bir yerdir ve ikisinin de hak ettiği, suratlarının ortasına inen aşırı şiddetli yumruklardır. Bu yüzden, ergen isyanı, bir insanı öldürme için onu altmış kez bıçaklamaktır. Çünkü gözlerini dünyaya ancak on dört yaşlarında açabilen biri, her insanın ağzı tüten en az altmış ejderha tarafından kuşatılmış olduğunu anlayandır. Sonuç olarak, insanlığın ergenlik hali, bütün aptallığına rağmen, hayatı boyunca özgür bir yaratığa en çok benzediği dönemdir.

Hakan GÜNDAY,  Az(Sf.120) 
13 Temmuz 2012 Cuma

Düşünce şeytandandır, davranış Tanrı'dandır. Hangi düşüncenin davranışa dönüşeceğine karar verense insandır.

Hakan GÜNDAY,  Azil(Sf.24) 
16 Mayıs 2012 Çarşamba

"Seni anlıyorum" demek büyük bir yalandır. Kocaman bir yalan. Kimse kimseyi anlayamaz ve tanıyamaz dünyada... var olan en sağlam zırh insan vücududur. İçindekileri en iyi saklayan kasa odur.

06 Ocak 2012 Cuma

Kendimi beyaz kadranlı, romen rakamlı bir duvar saatindeki saniye çubuğu gibi hissediyorum. Sadece dönüyorum. Zamanın kendisiyim.

Geçiyorum.

06 Ocak 2012 Cuma

Hayat seni öyle bir noktaya getirir ki kendini sevdiklerinle savaşırken ve nefret ettiklerinle sevişirken bulursun, üzülürsün, pişman olursun, sonra biraz zaman geçer ve tersinin bu dünyada işlemediğini anlarsın.

06 Aralık 2011 Salı

Piçler iradelerini sadece hayatta kalmak için harcarlar. Dünya üzerinde bir gün daha geçirebilmek için. Çünkü onları en çok zorlayan konu hayattır. Bütün iradelerini yataktan kalkmak akıllarından geçen delice düşünceleri gerçekleştirmemek için harcarlar. Dolayısı ile eline doğdukları topluma yararlı bir birey olmak ve o ele tükürmemek konusunda irade eksiligi çeker. Sadece ve sadece hayatta kalmak için harcadıkları irade miktarı sahip olduklarının hepsini tüketmeye yetecek kadardır. Bu nedenle piçler sosyal hayatın içinde zayıflıklarıyla tanınırlar.

26 Eylül 2011 Pazartesi

Güneşin dünyaya uzaklığı yüz kırk dört milyon kilometre ve ışığının gezegene ulaşması sekiz dakika sürüyor. Dolayısıyla bir gün, güneş sönerse, bunu ancak sekiz dakika sonra anlayabileceğini kabul ettin. Sekiz dakika boyunca, güneş sönmemiş gibi yaşayacak olan insanları düşündün. Her anın, o son sekiz dakikaya dahil olabileceği olasılığını fark ettin...

Hakan GÜNDAY,  Azil(Sf.32) 
30 Mayıs 2011 Pazartesi

Biz asla yalan söylemeyiz. Gerekirse gerçeği değiştiririz. Söylediklerimize uysun diye.

Hakan GÜNDAY,  Azil(Sf.199) 
28 Mayıs 2011 Cumartesi

Sigarasını filtre ucunu burnuna dayadı. Sağ gözkapağını indirip sigarayı sol gözüyle izledi. Umutsuz bir hayvanınkine benzeyen nefesler verdi. Sol gözkapağını indirip sağ gözüyle sigarayı izledi. Sadece yedi santim. Gözbebeklerinin arası yedi santimetreydi. Oysa gördüğü iki farklı sigaraydı. Aynı yüzün taşıdığı iki göz bile dünyayı tamamen farklı avlıyordu. "Peki, hangi göz benim?" dedi, kulaklarının duyacağı yükseklikte. Sorusunu kendi yanıtladı: "Hiçbiri." Bu kez kimse duymadı.

Kendi gözlerinden kuşku duyduğu anda, yabancı yüzlerin neler görebileceğini düşünmek bile istemedi. Çünkü diğer insanlara uzaklığı sonsuzluk kadardı.

Hakan GÜNDAY,  Azil(Sf.16) 
09 Ocak 2011 Pazar

İçi ne kadar doldurulursa doldurulsun yine de hafiftir hayat. Çünkü altı deliktir. Delikse ölümdür! Bütün kazançlar bu delikten kayıp gider.

09 Ocak 2011 Pazar

Dünyanın en eski mesleği fahişelikse, dünyanın en eski hayal kırıklığı da aşktı.

09 Ocak 2011 Pazar

Birkaç kez tuvalin başına oturdum. Aldım elime fırçaları. Sonra baktım tuvale. "Ulan" dedim. "En iyi resim bu işte!" Pürüzsüz, hatasız. Daha iyisini yarılsam yapamam. Attım bir imza sağ alt köşesine. Tarih de koydum yanına amatörler gibi.

02 Ocak 2011 Pazar

Daha anlayamamıştı sonunda ölüm olan bir hayatta mutlu son olamazdı. Kimse için. Ama yine de insanlar, kendilerini kandırmak için hayatlarını dönemlere bölüyorlar ve ancak o dönemlere mutlu sonlar uydurabiliyorlardı. Oysa hayat, her bölümünde ayrı bir hikâyenin döndüğü neşeli bir dizi değil, sonunda herkesin öldüğü ve katilin bulunamadığı sıkıcı bir filmdi...

02 Ocak 2011 Pazar

Her şeyi bildiğim için vasiyetim tek bir cümle olacaktı:
"Beni yüzüstü gömün. Çünkü yeterince gördüm!"

28 Aralık 2010 Salı

Eskiden beni gerçekten sevmiş bir kadının sözleri aklıma geldi:
"Daha çok erken! İçme!"
Ve benim kendisine verdiğim yanıtı düşündüm. Hep aynı yanıt.
"Şu an saat bir yerlerde gece yarısını geçti bile!"

24 Aralık 2010 Cuma

Hayatımı diktiler. Oysa yırtmak için çok uğraşmıştım...

09 Kasım 2010 Salı

Azledildin. Her şey bitti. Bundan sonra, düşünmeyecek, bilmeyecek ve yaratmayacaksın...

09 Kasım 2010 Salı

Ben sadece fazlasıyla ciddiye almıştım, küçükken babamın bana birini üzdüğümde söylediği o sözü. "kendini karşındakinin yerine koy" ve ilk başlarda bunu o kadar çok yapmıştım ki, bir gün dönüş yolunu yani kendimi bulamadım.

09 Kasım 2010 Salı

Sen, cehennemin üzerinde kurulduğu arsanın hissedarı olacak kadar kötüsün.
Şeytan bu yüzden göz yumuyor yaptıklarına ve seni hayatta tutmaya çalışıyor, bütün oynadığın ölüm oyunlarına rağmen... Ölüp de onun yerine göz koymaman için.

Yorumlar:
hande şöyle demiş:
O günden sonra hücre,hücre öldü.ve gün gün yaşlandı.çünkü derdi korku değil,korkuyu beklemekti.ve korkuyu beklemek korkudan beterdi. bir zamanlar birinin yazdığı gibi
hande şöyle demiş:
bu hayatta hiçkimseye hiçbirşeyi tam olarak anlatamayacağını anlamıştı.biri için ölüm kalım meselesi olan diğerinin gözünde toz kadardı.... AZ
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmalısınız.