Nazan Bekiroğlu

Nazan Bekiroğlu, 1957 yılında Trabzon'da doğdu. İlk ve orta tahsilini aynı kentte yaptıktan sonra Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi (1979). Dört yıl lise öğretmenliği yaptı. KTÜ Fatih Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü'ne öğretim görevlisi olarak girdi. (1985). Orhan Okay yönetiminde sürdürdüğü Halide Edib Adıvar'ın Romanlarının Teknik Açıdan Tahlili konulu doktorasını tamamladı (1987). Aynı bölümde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı. Şair Nigâr Hanım konulu çalışmasıyla doçent oldu (1995). 1998'den itibaren aynı fakültede açılan Türkçe eğitimi bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Çeşitli dergilerde çok sayıda bilimsel makale, deneme ve öyküsü yayımlanmıştır.


Yazardan yapılmış alıntılar:
20 Şubat 2014 Perşembe

Senin de, derdim, Nihâde, söyle kalbine kuşlar konuyor, içinde laleler açıyor mu?

04 Ocak 2014 Cumartesi

Nasıl duyurayım da sesimi diyeyim: Bu anlattığınız ben değilim, ben bu anlattığınız değilim. Yûsuf'u ben nasıl yerim? Ben Yûsuf'u nasıl yerim?

Sözünün bu kısmına gelince kurt, nemli gözlerinden boncuk gibi yaşlar dökülmeye başladı. Gri tüylerle kaplı göğsü, ön ayakları ıslandı. Bir âh çekti derinden derine. Islak burnu daha da bir ıslandı. Ve devam etti:

Ben şimdi adımı nasıl temize çıkarayım, alnıma sürülen bu kapkara lekeyi neyle, nasıl yıkayayım? Öyle bir leke ki, değil bana, yeter kıyametin kopacağı güne değin gelip geçecek tüm torunlarıma.

Tek muradım, bütün yaratılmışların sahibi olan Tanrım, bu ayıpla yaşatmasın beni. Ya alsın yeni doğmuş bütün kurt yavrularıyla canımı, kurt neslinin dalı yaprağı burada kesilsin, ya da adım temize çıksın.

04 Ocak 2014 Cumartesi

"Öyle bir aydınlıkla doldu ki içim, yeter bana da benden sonra dünyanın neresinde olursa olsun açılacak bütün kuyulara da. Bir düşünün, yıllarca Yûsuf'la birlikte anılacak adım. Kuyu dendi mi Yûsuf'u hatırlayacak insanlar, Yûsuf dendi mi kuyu gelecek hatıra. Bu yüzden benim bahtım bundan sonra Yûsuf'un bahtıdır. Bundan sonra benim bahtım açıktır. Öyle bir açıktır ki benim bahtım, Yûsuf güzelinden yüzyıllar sonra kâinatın en güzelinden armağan bir yüzüğü alacağım koynuma. Yitirene acı olacak elbet, ama bana sevinç."

02 Ekim 2013 Çarşamba

Hayır! Dünya cennet değildi.
Düpedüz cehennemdi.

02 Ekim 2013 Çarşamba

Kaybetmişim, dedi. O kadar kaybetmişim ki, kaybedecek hiçbir şeyi olmayanların günündeyim artık.

17 Nisan 2013 Çarşamba

Niye ki bunca acı?
Dünya imtihan yeriydi belli,bu da bir sınav, amenna.
Bu kadar sert sınanmak için ortada çok büyük bir aşkın olması gerekti; Allah'ın kuluna aşkı. Ne kadar çok sevildiğini mi bilmek istiyordu?
Ve ki bunca sert bir sınavı da ancak kulun Allah'a duyduğu aşk katlanılır kılabilirdi.Dünya cennet değildi, evet; olsaydı cennetin ne anlamı kalırdı?

25 Haziran 2012 Pazartesi

Bitiş ile başlangıç, yoklukla varlık, ölümle doğum, veda ile bismillah, hepsi gecede saklı. Yakub şafağa kadar boğuşur ve ancak şafakta kutsanır. Yıldızların aydınlığı gecenin karanlığındandır. İmranoğlu Musa nuru gündüz değil gece görür. Gel, sesini geceleyin kendisine doğru yürüdüğü ağaçtan alır. Ve değil mi ki Mi'rac herkes uykuda olduğu andadır. Suyun sesi geliyor sense uykulardasın, haydi uyuma!

18 Haziran 2012 Pazartesi

Ey Alemlerin Rabbi, ey benim Rabbim,
İster sürgün et. İster kov, ister gönder bahçenden. Ama beni Senden gönderme.

18 Haziran 2012 Pazartesi

Düştüm. Düşenin dostu Allah. Tut elimden kaldır beni.

27 Mayıs 2012 Pazar

Elini göğsünün üzerine koydu.

Sanki, dedi, bak tam şuramda, sol yanımda, kalbimin altında bir yer eksik atıyor. Sonra bu kadarla kalmıyor, o eksiklik bütün ruhuma doluyor.

Ne yapsam eksilmiyor ne yapsam dolmuyor.

25 Mayıs 2012 Cuma

Aklım almıyor.
Ama kalbime sığıyor.

25 Mayıs 2012 Cuma

Yasak meyveyi hangimiz yemezdik?

04 Şubat 2012 Cumartesi

Üç şey seçtiler cennetten çıkarmak için:
Bir: Kelimeler.
İki: Aşk.
Üç: Annelik duygusu.
Kelimeleri Adem yanına aldı, annelik duygusunu taşımak Havva'ya kaldı.
Ama aşk çok ağırdı.
İkisinin de aşkı tek başına taşıması mümkün olmayınca, ikisinin zembili de aşkı bir başına kaldıramayınca, bölüştüler yükü.
Yarısını Adem sırtlandı, aşkın yarısı Havva'ya kaldı.
Öyle sert düştüler ki dünyaya, bu fenaya, Adem'in dizlerinin bağı çözüldü, ciğerleri yandı. Nutku tutuldu. Üçüncü defa, bildiği kelimelerin hepsini önce unuttu. Sonra bir kısmını hatırladıysa da o bir kısmını kıyamete değin unuttu.
Aşk? Daha yollarda sakin durmamıştı bir türlü. Kabına sığmamıştı. Bir yarısı yollarda kayboldu. Getirebildikleri ancak öbür yarısıydı.
O gün bugün yeryüzü kelimeleri yetersiz, aşk bu dünyada kusurlu.
Annelik duygusu?
Havva'nın cennet duygusu.
Gönül evinde, kadın bedeninde, tastamam duruyordu.

01 Ocak 2012 Pazar

"Dünya aynı anda korku ve hayranlıktı" "Dünya işte, bir cennet bir de cehennem gibiydi."

01 Mart 2011 Salı

"Lakin oruçlu olduğunu unutup suya kanmak gibi değil, kanatları olmadığını unutup da kendini uçuruma bırakmak gibi bir unutmaktı bu."

13 Şubat 2007 Salı

Bizim olan bir ismi bize en az benzeyen bir manaya kaptırırken, bundan sonra hayata dair sorumluluğun sırtımıza kalacağına dair elbette bilgimiz vardı.

Yorumlar:
Henüz yorum yapılmamış.
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmalısınız.